Ülkücü kimdir?

19.Ağustos.2017

Ülkücü; dününü asla unutmayan ancak, dünü ile değil geleceği ile yaşayandır. Kıraç toprakları vatanlaştıran kutsal kanı damarlarında taşıyıp, günü gelince, gözünü kırpmadan onu toprağa akıtıp, Malazgirt ovasında Bizans’ı “yeri yeksan” edendir. Ülkücü; “Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım” ilahi nidasının muhatabı “Hz. Muhammed (S.A.V)’e gönül verenlerdir. Ülkücü; “Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe; senin İl’ini ve töreni kim bozabilir ki” diye asırlar öncesi Asya bozkırlarında haykıranların o gür sesini, avazı çıktığınca her asır, devam ettirmeye gayret edenlerdir. Ülkücü; misyonerlik kokan sahte “sevgililer günü” yerine; ölen eşine duyduğu gerçek sevgiyi ifade edebilmek için Hindistan’da, “dünyanın yedi harikasından biri olan Taç Mahal’i yaptıran” Türkoğlu Türk Şah Cihan’dır.

Ülkücü; Muhteşem Süleymaniye’yi şahsi servetiyle dışarıdan bir kuruş kabul etmeden yedi yılda, üç bin beş yüz işçi ile yaptırıp, bu muhteşem eserin yaşaması için 220 kişiyi bu esere hizmet için görevlendirendir. Ülkücü; Ayasofya’nın karşısında; abideler abidesi “Sultan Ahmet Camii’nin” ihtişamı için, gözyaşlarıyla harç yapıp, yumurta akı ile duvar örenlerdir. Ülkücü; 80 milyon kilometrekare deniz, 24 milyon kilometre kara sahasına “Nizam’ı Âlem için, İlahi kelimetullah” aşkına hükmedenlerdir. Ülkücü; “Kızıl Elma” için, Asya’da, Ahmet Yesevi Hazretlerinin dergâhında “ateş tuğlası” gibi pişirilip; İslam’ın nuru ile gönülleri dağlanıp, “Semerkant’tan, Saraybosna’ya kadar, gönül dergâhları kuranlardır.

Ülkücü; bugün bile Mısır’ın başkenti Kahire’den 80 km fezaya çıkılarak, teleskopla çekilecek dünyanın resminden yararlanılarak yapılabilecek “dünya haritasını 1465 yılında; “Piri Reis gibi, gönül gözü” ile yapabilenlerdir. Ülkücü; yolda yürürken, atının ayağından sıçrayan çamurun padişahın kaftanına sıçraması karşısında; heyecan ve korkudan titremeye başlayan hocasına karşı; “hocaların atının ayağından sıçrayan çamur padişahın kaftanı üzerinde gül olur” diyerek, öldüğümde bu kaftanı benim üzerime örtün diyebilecek kadar muallime ve eğitime değer verenlerdir. Ülkücü; sefere giderken bile geçtiği düşman bağından yediği üzümün değerini, üzüm asmasına asacak kadar “hakka – hukuka” gönül verenlerdir. Ülkücü; Gazali’nin “Bilmediklerimi ayaklarımın altına alsam, başım göğe değerdi” söylemine göre, tevazu ile hayatını şekillendirenlerdir.

Ülkücü; Mekke’yi işgal etmek isteyen Ebrehe’den develerini isteyene Abdulmuttalib’e karşı; “Be hey gafil, biz sizin Kâbe’nizi almaya geldik, sen hala develerini istiyorsun” hitabına karşı “Ben develerimi istiyorum, Kâbe’yi sahibi korur” inancıyla cevap verebilenlerdir. Ülkücü; Tarihte hiçbir millet tarafından yönetimindeki hiçbir azınlık guruba verilmeyen “22 bakanlık, 21 paşalık, 33 milletvekilliği, 7 büyükelçilik, 11 başkonsolosluğa rağmen” bu azınlığın sözde fedailerinin ihanetine uğrayan Türk milletinin sabrının acizlik olmadığını bilenlerdir. Ülkücü; Gabar, Cilo, buzul dağlarında “-30,-40 derecelerde” tüfeğinin namlusunun demiri soğuktan eline yapışık kaldığı halde; “vatan sağ olsun, hakkını helal et ana” diyerek, bir gül bahçesine girercesine, gidenlerdir. Ülkücü; 14 yaşında, daha süt kuzusu çağında, hainlerin yerini güvenlik güçlerine göstermek için önde giderek düşmandan gelen ilk kurşunu askerden önce yiyenlerdir.

Ülkücü; Müşir Süleyman Paşa’dan itibaren, boğulmak istenen “Türk Milliyetçiliği fikrini” bayraklaştıranların şanlı mücadelesini bayramlaştırmak için omuzlayanlardır. Ülkücü; 15 Temmuz öncesi “sırf alınları secdeye gidiyor diye” kendilerine gösterilen hürmete, emanetlerinde olan silahlarla, tanklarla, uçaklarla ihanet edenlere karşı; tek silahı elindeki bayrağı ile direnip ataları gibi; “her şeyimi veririm ama vatanımı asla” diyerek bu hain planı bozanlardır. Şimdi hep birlikte soralım ve cevaplayalım: Ülkücü kimdir?