Teferruatla oyalanmayın, niyete bakın!

11.Eylül.2017

Ülkemizin başına gelen bütün dert ve sıkıntıların günahkârları sağcı ve solcu özelleştirmeci ve etnik-federasyoncu kafalardır. Bunlar farklı renk ve görüntüde olabilirler ama hepsi de bilerek bilmeyerek aynı yabancı merkezlere hizmet ederler. Bunlar kendilerini bazen ciddi ve bilgili, bazen dindar -hatta cihadcı-, bazen liberal zannederler veya öyle görünürler. Özleri başkadır. Sözgelişi, tarih boyunca cihad kavramı üst kademelerde sıklıkla saltanatı korumak ve ekonomik menfaat sağlamak için kullanılmıştır.

Günümüzde de farklı olacağının hiçbir belirtisi görülmüyor. Daha dün AB anayasasını imzalamaya giderken; “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmaya gidiyoruz” de, at imzayı gel, bugün de cihatçı ol, AB’ye karşı çık! O zamanlar, benim gibi, AB düşmanı olanları suçluyorlardı. Kenan Evren denilen canavar ruhlu varlık bütün milletin can ve mal emniyetini bahane ederek darbe yapmıştı. Çok kan akıttı, çok can yaktı. Bir süre sonra kirli niyeti anlaşıldı: meğer Türkiye’yi bayrağı ve hukuku ayrı olan, yöneticilerinin ayrı ayrı seçimlerle iş başına geldiği 8 federasyon bölgesine ayıracakmış.

Onunla farklı kafada olmayan Turgut Özal (ufak beyinler bu yakınlığı anlayamıyorlar!) benzer şekilde “Federasyon da konuşulmalıdır” diye bağırıyordu. DYP Milletvekili Mahmut Öztürk TBMM Bütçe Komisyonunda: “Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı hareket ettiğini ve terörü durdurmak amacıyla da olsa PKK ile pazarlığa girişemeyeceğini” söyleyerek eleştirdi. Özal bunu hakaret saymış ve tazminat davası açmıştı. Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi Özal’ı haksız buldu ve davayı reddetti.

Mahkeme ret gerekçesinde: “Cumhurbaşkanının federasyonun da konuşulması lazım. Sen federasyon istiyorsan ben buna razı değilim, gel tartışalım demek lazım. Hadiseler yokmuş gibi davranırsanız başınızı kuma gömersiniz” sözlerini belirttikten sonra kendi kararını ortaya koymuştu. Mahkeme kararı: “Bu sözlerin Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin temsilcisi olan bu kişi tarafından söylenmemesi gerekir. Bu sözler, milletimizde büyük bir infiale yol açmıştır. Davalı milletvekili, bu sözlere karşılık milletin temsilcisi olarak TBMM’deki konuşmasındaki sözleri söylemiştir. Bu sözler, her ne kadar davacıyı incitici de olsa milletin birlik ve beraberliğine, üniter yapısının korunmasına yöneliktir.”

Demek ki bir zamanlar Ankara’da hâkimler varmış. Günü anlamak için dünü unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Özelleştirmenin de tam etkili sonucunu gördük: Nüfusun % 56’sı asgari ücret seviyesinde, işsizlerle birlikte % 70’i AÇ yani köle ve ağzını açamaz durumda. Biraz dini okşayınca da işler çok kolaylaşıyor. Zaten küreselleştirme bu demektir. Başka bir anlamı da yoktur. Etnik grup maskesiyle böl, parçala, federasyon yap, özelleştirme ile aç bırak, köle yap ağzını açacak dermanı kalmasın, her şey bizim (yani yabancının) olsun...

Kitleler, bu numarayı kolay yuttu! Geri kalıyor EĞİTİM! İki yılda bir bakan, her yıl eğitimin usul ve programı değişirse gelecek nesiller de bağlanmış olur! Meşhur FATİH projesi vardı. Bütün öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtıldı. Akıllı tahtalar yapıldı. Başka oyunlar da vardı. Bunlara 20 milyardan fazla para harcandı ve vazgeçildi. Yaptığı işin programını her yıl değiştiren bir ekip iyi niyetli olamaz. Görünmeyen bir yerinde zerre kadar da olsa gizli bir iyi niyeti olsaydı, sessiz sedasız istifa eder, çekip giderdi... Müfredata girmeye lüzum var mı, efendiler? Biz gene de tekrar edelim: Burası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Sahibi Türk Milleti’dir.