Gelecek çocuklarımız değil, biz'iz!

16.Haziran.2017

İnsan evlat sahibi olduktan sonra sadece kendi çocuğu için değil, tüm çocuklar için endişeleniyor ve aynı şefkati taşıyor yüreğinde... Ve biliyor ki, bütün çocuklar mutlu ve güvende olursa  ancak, kendi çocuğunun da hayatı daha anlamlı ve güvende olacaktır. 

Dolayısıyla bir anne olarak, benim gündemim de çocuk/larımız hep var. Ülkemizin gündeminde ise, basında yer alan “ölüm ve şiddet içeren” haberleri dışında  neredeyse çocuklarımız yok.

Suni gündemlerle o kadar meşgulüz ki, asıl dert edilmesi gereken konuyu gözden kaçırıyor böyle olunca da, toplumun en derin yarası olarak çözüm bekleyen çocuklarımızla ilgili meseleleri yeterince konuşamıyor, çözüm üretemiyoruz.

Gün geçmiyor ki, bir çocuğumuz ya kaçıyor ya da kaçırılıyor. Ya tacize uğruyor ya da çocuk denilen yaşta evlendiriliyor. Yaşam haklarının bilincinde bile olmayan o küçücük bedenler kaldıramayacakları yükler altında eziliyor... Nüfusumuzun % 29’unu meydana getiren çocuklarımızdan, yarınlarımızdan bahsediyoruz.

Her şeye susabilirsiniz ama ne olur çocuklara, onların acılarına susmayın! Canları acıyorsa, gözleri yaşarıyorsa, gülücükleri gün be gün kayboluyorsa, huzursuz bir sabaha uyanıyorlarsa, bir lokma ekmek için küçücük bedenleri, oradan oraya savruluyorsa, geleceğe korkarak bakıyorlar ve anlam veremedikleri şiddetlerin kurbanları oluyorlarsa susmayın.

Hatta avaz avaz bağırın. Ki çocuklar ölüyor... Çocuklarımızla ilgili sorunların çözümünde, bakış açımız, yaklaşımımız ve konuyu ele alırken nereden başlayacağımızı bilmemiz çok önemli.  Onlar, yanlış evliliklerin, parçalanmış ailelerin, kirlenmiş ve güvensiz toplumların ortamlarına doğan çocuklar... Hırpalanmış, sav

rulmuş, örselenmiş, susturulmuş, yalnızlaştırılmış, yarınsız bırakılmış çocuklar. İstediğiniz kadar yasal tedbirlerden bahsedin... Toplumsal kirliliğe, aile kurumunun itibarsızlaştırılmasına engel olacak adımları atamadıktan sonra çocuklarımızla ilgili iç acıtan haberleri duymaya devam edeceğiz. Dolayısıyla toplum değerlerini, sorumluluklarımızı, aile olabilmenin önemini yeniden gündem yapmamız gerekmektedir. Bir gün, bir hafta, bir ay değil, bir yıl boyunca hem de. Çok basit bir çözümden bahsediyorum. Merhamet ve vicdan duygularını öne çıkaracak, ERDEMLİ DUYGULARI yaşamın ilkesi haline getirecek toplumsal bilinç oluşturmak gibi... Çünkü birey yaşamı öğrenirken, ilk bilgilerini ve algılarını ailesinden alır.

Burada kadın asli görevinin annelik olduğunu, baba da, çocuğunun ilkelerini ve umutlarını en önce ailesinden aldığını bilmelidir. Ki çocuk kişiliğini oluşturma aşamasında, davranışlarını büyükleriyle karşılaştırır. Büyüklerini örnek olarak görür, doğrularını çevresiyle edinir. “Sağlam çocuklar yetiştirmek, bozulmuş yetişkinleri düzeltmekten daha kolaydır” denir. Unutmayın hiç kimse anne karnından potansiyel suçlu olarak doğmaz. Yetişkin insanın, gelecekte nasıl bir kimliğe ve karaktere sahip olacağı, aile ve toplum tarafından şekillenir. 

Cennete açılan kapı annelerimizin ayakları altındaysa, Allah’ın bize bir emaneti olan çocuklarımızı çiğnememeli, çiğnetmemeliyiz!.. Onlara olan görev ve sorumluluğumuzun ilk başında yapmamız gereken de “aile kurumunun” sorunlu işleyişini ortadan kaldırmak olmalıdır. Çünkü; kötülüğü ve kirliliği, erkek veya kadın, biz üretiyoruz...

Dolayısıyla GELECEK ÇOCUKLARIMIZ DEĞİL, BİZ’İZ! Acı ama, böyle giderse, “biz olamadığımız müddetçe” çocuklarımız geleceğimiz ol(a)mayacaktır..