Enver Paşa: Turan Orduları Başkumandanı!

12.Ağustos.2017

Buhara’nın ağaçları, Ve göğe dua andıran bacalar, Nerdesin ey dokuz şavklı yıldızım, Sabrın sınırlarına dayandı, Çegan tepesinde geceler... Kökleri gövdesinden büyük olan koca Osmanlı İmparatorluğunun her şeye rağmen son yüzyılda komuta kademesinde yetiştirdiği altın neslin son temsilcilerinden biridir Enver Paşa. Yetenekli bir kurmay subay olan Enver Paşa, çok genç yaşta imparatorluk ordularının başkumandanı olup, Cihan Harbi sonunda mücadelesine devam etmek için gittiği Tacikistan’da, Kızıl Ordu’nun kuşatmasını yarmak isterken 4 Ağustos 1922 tarihinde şehit düştü. Hayatı cepheden cepheye koşarak vatan ve millet uğruna mücadelelerle geçti. Kabına sığmayan heyecanların, gözü pek serüvenlerin temsilcisi olan Enver Paşa; ilk askeri deneyimlerini yaşadığı Trablusgarp’ta bir yıl süren mücadelede Mustafa Kemal Bey, Cemal Bey, Fethi Bey gibi genç subaylarla birlikte İtalyanlara karşı Sunisi şeyhleriyle anlaştı ve 20 bin kişiyi seferber etmeyi başararak merkezi maliyeden de hemen yardım yetişemediği için adına para bastırarak bölgeye hâkim oldu.

Enver Paşa burada yarbaylığa yükseldi. Balkan bozgunundan sonra Enver Bey, “Bâb-ı Ali” baskınını gerçekleştirdi. Balkan ülkeleri arasında anlaşmazlık sonucu başlayan İkinci Balkan Savaşı’ndan istifade ederek Bulgarların eline geçen Edirne’yi geri aldı. O yıl albaylığa, bir aydan kısa bir süre içinde de generalliğe terfi etti. Tuğgeneral olur olmaz artık ağırlığını hissettiren İttihatçı kabinede Harbiye Nazırı oldu. Aynı yıl Şehzade Süleyman Efendi’nin kızı, Sultan Abdülmecid’in torunu olan “Naciye Sultan” ile evlendi ve Saray’ın damadı oldu. Çok sevdiği Naciye Sultan’ın ismini ölmeden altında mevzilendiği “Çegan tepesindeki” ceviz ağacının gövdesine işlemişti!

Enver Paşa “deli dolu” bir kurmaydı. Zaten Osmanlı Ordusu içinde dönemin Avrupa ordularındaki subaylarla boy ölçüşecek komutanların sayısı bir hayli fazladır. Bunlar sadece askeri bilgi değil, genel bilgileri, yaşam tarzı ve görgüleriyle de üstün düzeydeydiler. Enver Paşa da bütün kurmaylar gibi Fransızcayı bilirdi ve 1909’da tayin edildiği Berlin askeri ataşeliği sırasında Almancayı da iyi öğrenmişti. Berlin’deki hayatı, onun Alman askeri kuvvetine olan hayranlık ve sarsılmaz güvenini artırdı. Başkumandan vekili cesur planların sahibiydi. Orduda savaşa geç girilmesini hatta mümkünse girilmemesini isteyen komutanlar vardı. Gelecekte İstiklal Savaşı’nın komutanlarını oluşturan bu kadrolar, daha çok Alman aleyhtarıydı. Bundan dolayı Enver Paşa’yla da gerilimleri günden güne arttı.

Fakat hepsi de savaştaki görevlerini yerine getirdiler. Sarıkamış, Süveyş Kanalı cephesi gibi facialar yanında “Kut’ül Ammare”deki zafer morali yükseltti. Kudüs’ün kendinin Alman kurmay heyetinin entrikaları yüzünden 1917 Noel’inde nerdeyse teslimine rağmen etrafındaki cephelerde savaşın aylarca uzaması, Filistin cephesinde yer yer genç subayların dâhiyane savunması ve askerin direnişi bugün pek bilinmez. Cihan Harbi’nin birçok çevrelerde yarattığı umutsuzluk ve teslimiyet havasına rağmen ordunun genç komutanları direnme savaşına devam edebildiler ve muvaffak oldular. Savaş sonrası, İttihat Terakki’nin ileri gelenleri, en başta Enver Paşa ülkeyi terk ettiler.

Sebep; yeni padişah VI. Mehmet Vahdettin’in etrafındaki devlet adamlarının, “imparatorluğu gereksiz savaşa soktukları” gerekçesiyle kendilerine adil davranmayacağı kuşkusuydu! Enver Paşa, halifenin damadı ve orduların başkomutanı olarak Sovyet Rusya’ya ve Türkistan’a adım attığı zaman parçalanan Rusya’da özellikle Orta Asya Türkeri’nin desteğini kazandı. Şehit edildiği Tacikistan’daki türbesi de çok uzun seneler yerli halk tarafından ziyaret edilmiştir. Osmanlı ordusunun komuta kademesinin altın kuşağının son temsilcilerinden olan ve bundan tam 95 yıl önce, elde yalın kılıç at üstünde mitralyöz mermileri ile vücudu delik deşik edilerek şehadet şerbetini içen, “Turan Orduları Başkumandanı, Şehidi Ala Gazi Namdar Kahraman Enver Paşa’ya” ve değerli silah ve dava arkadaşlarına Allah’tan rahmet diliyorum.