Devlet kadrolarındaki işsizler

15.Haziran.2017

Yazımın başlığı okuyucularıma garip gelebilir. Aslında bana da tuhaf geliyor bu ad; ama ne yazık ki bence doğru bir ad koydum yazıma. Düşünüyorum da ne kadar zengin bir ülkeymişiz. Öyle ya “Devletin malı deniz, yemeyen domuz,” diye bir sözümüz var. Doğru mu bu söz? Bence çalanların, hırsızların ve devletin gelirini hesapsız harcayanların uydurduğu gayri ahlaki bir sözdür bu. Sanıyorum ki şu anda merkeze çekilmiş 90 civarında vali vardır.

Belki onun iki misli emniyet müdürü ve müşavirimiz Başkent sokaklarını arşınlıyor. Hepsi üst düzeyde maaş alıyor, hepsinin toplumda saygınlığı var; ama hiçbirinin sorumluluğu yok ve gördükleri iş de yok. Bu insanlar, ara sıra bakanlığa uğrarlar, çay kahvelerini içerler; sonra mı? Devletin kendilerine tahsis ettiği devlet konuk evlerinde oturup briçlerini oynarlar. Ama ayın on beşinde bankamatiklere koşarlar, sanki alın teri ile kazanmış gibi bir asgari ücretli işçinin en az beş altı misli maaşlarını çekerler.

Topluma, insanlığa ürettikleri bir şey var mı? Hak getire. Peki bu insanların suçu var mı? Aslında bu insanlar iş görmek ve iş üretmek arzusundalar. Fakat onlara "Siz maaşınızı alın oturun. Devletin etlisine sütlüsüne karışmayın," diyen ise hükümetlerdir. Siyasi olarak oluşturulan komisyonlar, yönetim kurulları, müşavirlikler kısaca arpalıklarda görev yapar gibi görünen ve dolgun maaş alan o kadar insan var ki devletin verdiği maaşın onda birini bile hak etmezler.

1980 yılına kadar, bu kadar gereksiz israfa şahit olmadık. 550 milletin vekiline çok ama çok üst düzeyden maaş ödememiz yetmiyor gibi bir de onların iki-üç sekreterine de maaş ödüyoruz. Bilirsiniz 1923 bütçesi yapılırken Atatürk’e gitmişler. "Paşam, milletvekili maaşları ne kadar olsun?" sorusunu sormuşlar. Atatürk ise "Öğretmen maaşını geçmesin" yanıtını vermiş. Bugün bir milletvekili bir öğretmenin devlete maliyetinin en az 15 misli daha fazlasına mal olmaktadır. Bakanlıklardaki müşavir kadrolar, partizan düşüncelerle kızağa alınmış yüksek dereceli memurlar tarafından doldurulmaktadır. Bu deneyimli insanların da suçu yok.

Ancak onların yerine kendi adamlarını getiren iktidarları da suçsuz sayamayız. Devlet yönetimindeki bu zararlı tutuma son zamanlarda bir de koruma adı altında kadrolar eklendi. Cumhurbaşkanını, başbakanı, bakanları korumakla görevli insan sayısını düşünürseniz, devlet bütçesinden giden paraların ne kadar anlamsız harcandığını görebiliriz. Aslında biz o kadar büyük devlet değiliz. Bizim ulusal gelirimiz, bu kadar har vurup harman savurmaya uygun değildir.

Ancak yandaşları zengin etmek için açılan arpalık kadrolarda görevli kişilerin maaşları, bu fakir ulusun sırtına vurulmakta ve diğer insanımıza bir parmak bal yalatılarak gönlü alınmak istenmektedir. İhracatı artıralım, fabrikalar kuralım, yeni pazarlar elde edelim yaklaşımı yerine yandaş zenginliğine harcanan enerji ve zaman vatanseverlikle ölçüt olamaz.

Devlet hizmetlerini rasyonel hale getirmek ve hizmetleri çapulculuktan kurtarmak temel görev olmalıdır. Devlet içindeki işsizler kadrosunu artırmak, kalkınmanın değil, partizanlığın işaretidir. Ama hesap vatandaşa çıkmakta ve az gelirli insanların daha ezilmesine neden olunmaktadır. Bilmem görüşüme katılır mısınız?