Bu millet budur işte!

17.Temmuz.2017

Çanakkale savaşının final bölümündeyiz, düşman askerleri tam teçhizat hazırlanmış, son saldırı için her şey mükemmel ve eksiksiz görülüyor! İngiliz amiral sancak gemisinde elleri arkasında, iki tarafa dizilmiş seçilmiş askerleri arasında oluşan koridor da kibirli kibirli volta atıyor! Askerleri ise Yüz mimikleriyle ondan geri kalmadıklarını gösterircesine birbirlerine bakıp kafa sallıyorlar! Birçok rütbeli ve rütbesiz askerde ellerindeki paraları iki parçaya bölerek; akşam Beyoğlu’nda ki “Pera Palasta” buluşup eğlenmek üzere ahidleşiyorlardı! Çelikten bir dağ görünümünde olan düşman devletlerin gemileri saldırı emrini büyük bir sabırsızlıkla bekliyor, siren sesleri, Çanakkale boğazının o dar sularını delip gökyüzüne yükseliyordu!

Kıyılarda ise büyük bir ölüm sessizliği hâkimdi, tabiri caizse çıt çıkmıyordu! Eller tetikte, dudaklarda tekbirler, gözler hedefte, on binlerce vatan evladı, Anadolu’dan, Bağdat’tan, Mekke ve Medine’den, Tunus’tan, Balkanlardan kopup gelmiş; Pera Palasta eğlenmek için değil, vatanı için ölmek üzere bekliyordu! Tam bu sıralarda Yüzbaşı Hakkı Bey aldığı emri uygulamak üzere, gecenin karanlığında gemisinin ışıklarını söndürerek “karanlık limana” doğru tekbir sesleri ile sessizce ilerliyordu! Ve o gece bu sessiz gemide ki kahramanlar; düşman gemilerinin “ışıldaklarının” her dakika taradıkları alanlardan geçerek hedeflerine varıp; 40 adet devası deniz mayınını karanlık limana dikine döşeyip, yine gecenin karanlığında sessizce süzülüp düşman hatlarına takılmadan üssüne dönüyordu! Bu kahramanların komutanı biliyordu ki; düşman gemileri manevra yapmak için tek uygun yer olan Karanlık limana gelecekler ve o zaman işte harbin gidişatı değişecekti!

Öyle de oldu! Ertesi gün büyük bir gürültü-patırtı ile son saldırısına başlayan düşman gemileri kıyıları amansız bir top ateşine tutup ilerliyorlardı. Anadolu aslanları henüz ateş emri almadan sabırsızlıkla bekliyor, birçok arkadaşları bu top atışları ile paramparça gökyüzüne yükselirken asla ferdi hareket etmiyorlardı! Derken düşman gemileri Türk topçu bataryalarının ateşi ile karşılaşınca manevra yapmak için karanlık limana yönelirler. İşte o tarihi an gelmiştir.

Bu limana komutanının mayınları neden boğaza paralel değil de dik olarak döşediğini anlayamayan Trabzonlu Dursun İngiliz zırhlısının mayına çarpıp batmaya başladığını görünce işi anlamıştı. İlk zırhlıdan sonra diğerleri sıradaydı. Düşman şaşkındı! On binlerce asker Çanakkale’nin soğuk sularında hayata tutunmak için bağrışıyordu. Kıyılardaki bataryalarda sessizce bu anı bekleyen Anadolu aslanları bütün güçleri ile üzerlerine top atışları ile yığılan bir metre torağın altından çıkarak saldırmaya, düşmanı yok edip vatanı kurtarmaya ne kadar azimli olduklarını gösterince; kibirli düşmanın “kuyruğunu kıvırıp” yenilmez zannettiği armadasıyla boğazı terk etmek mecburiyetinde kalıyordu!

Kazanılan an bu andı! Bu milletin vatanına yan bakılamazdı, bakılamaz, bakılamayacaktır! Tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi! Türk Milliyetçilerinin yarım asırdan beri bu sapık teşkilatlanmalara dikkat çekip mücadele etmesine rağmen, devleti ikna edememesinin faturasını pusuda bekleyen hainler, dış düşmanlarla işbirliği yaparak tıpkı Çanakkale’de ki son saldırı öncesinde düşmanın yaptığı gibi sinsi ve kalleşçe hazırlanarak 15 Temmuzda bu milletin üzerine saldırdılar! Ama unuttukları bir şey vardı! Yüzbaşı Hakkı beyin Karanlık limana döşediği mayınları görememişlerdi. O mayınlar 15 Temmuzda tek silahı bayrağı olan insanların vatan sevgisiydi! Ve düşman bir kere daha bu iman duvarına çarpıp paramparça olmuştu, bundan sonra da olacağı gibi! Bu millet budur işte, gerisi teferruat!