Bir utanç ve gurur gecesi!

17.Temmuz.2017

Türk tarihinin en alçak ihanet girişimlerinden birine sahne olan 15-16 Temmuz gecesinin üzerinden bir yıl geçti. O gece, Türkiyemiz için hem bir utanç hem de bir gurur gecesi oldu. Bir utanç gecesiydi, çünkü Türk milleti böylesi bir günü yaşamamalıydı. Birtakım hainler şerefli Türk ordusuna sızıp, Mehmetçiğin adını ve üniformasını kullanarak millete ve demokrasiye kastetmişti. Fakat birilerinin kasten söylediği gibi bu bir askeri darbe değildi. Kökü dışarıda idi. Bu darbe askeri kıtada planlanmadı. Bulaşıcı hastalık gibi askerlere dışarıdan bulaştırılmıştı. Hainlerin şehir imamı, kâinat imamı bile vardı. Emir komuta bunlarda idi. Bu çok açıktır. Resimlerde askeri üniformanın sık sık gösterilmesi doğru değildir. Silah kullanılması bu gerçeği değiştirmez.

Asker-sivil her kademedeki yetkililerin ihmali, basiretsizliği, dikkatsizliği, kısa vadeli politik hesapları bazı insanların kukla olarak kullanılmasını kolaylaştırmıştı! Türk Milletini ve Devletini mağlup etmenin yolu Türk ordusunu zayıflatmaktan geçer. Bu yol kullanıldı. Yetkililer de buna yıllarca göz yumdular. Genelkurmay Başkanını terör örgütü lideri diye mahkûm ettirenler, Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla zaafa uğrattıkları orduyu şimdi de içeriden parçalamaya kast etmişlerdi. O utanç gecesi aynı zamanda bir gurur gecesiydi, zira daha Cumhurbaşkanının açıklamasından da önce, hadisenin bir darbe girişimi olduğunu anlayan yurttaşlar sokağa çıkmış, ihanet planına karşı çıkmıştı. Bir gurur gecesiydi o gece, çünkü asıl önleyici güç olarak Türk Ordusunun ve Polisinin büyük bir kısmı bu hain girişimi durdurmak için elinden geleni yapmış, ertesi sabah kuklaları rezillikleri ile teşhir ederek hain girişimi bastırmışlardır. O gece ihanet girişimine canları pahasına karşı çıkan Ömer Halisdemir ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Bir gurur gecesiydi o gece, çünkü Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi, üzerine yağan bombalara rağmen, dimdik ayakta durmuştu. Aradan bir yıl geçti. Alınan büyük tedbirlere rağmen, bu sıkıntıya yol açan ana sebeplerin ve hainlerin güçlenme yollarının millete yeteri kadar anlatılamadığı görülüyor. Kuleli Askeri Lisesinin, Gülhane Askeri Tıp Fakültesinin, Harb Okulunun kapatılması veya sivil okullara bağlanmasının çözüm getirici bir yönü yoktur! Türk Subayı sivil okullarda yetiştirilemez, yetiştirmeye çalışırsanız da onlardan askerlik ruhu beklenemez. Türk askeri “Her ne pahasına olursa olsun, her şart altında vatanı kurtarma inanç ve kararı” ile yaşayarak yetişir, büyür, böylece yapılanır. Bu, sivil okulda ne kadar verilebilir. Yeniden düşünülmelidir.

Devletin temelinin adaletolduğunu uygulamada göstermek zorundayız. Askerliğe, eğitime ve dış işlerine siyaset sokulmamalıdır. Hele, dini söylemler ve tercihler asla! Makam ve görevlerin şu veya bu cemaat, parti veya gruba mensubiyet temelinde değil; ehliyet ve liyakat ölçülerine göre verilmesi, sağlam bir devlet düzeninin ve toplum barışının olmazsa olmaz şartıdır. Öyle ya, bu yaşadıklarımız cemaat mensubu olmak anlayışı yüzünden yaşanmadı mı? O’nun yerine şu cemaat veya bu cemaat, ne fark eder ki? Son dönemde çeşitli şekillerde gündeme gelen bir yanlışın da altını çizmek gerekir: Şehitleri kategorize etmek tehlikeli bir bölücülüktür.

Varsa yoksa 15 Temmuz... Ya, Güneydoğu, Irak, Suriye şehitleri? Bu doğru olamaz, kavramlar yerli yerinde kullanılmalıdır. Demokratik Hukuk Devletini Cumhuriyetimizin Kuruluş İlkeleri doğrultusunda, Türk Milletinin ihtiyacına ve gelecek ufkumuza göre düşünüp planlamalıyız.