Gündem

Bağırmayı bırakıp ülkeyi düşünsünler!

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, iktidarı ve muhalefetiyle Türk siyasetini eleştirdi. Uysal, “Türkiye’nin meselelerinde bir ortak payda yakalanmalıdır. İktidar da muhalefette bu tansiyonu yükseltmek yerine ülkeyi düşünmeyi denemelidir.”

03.Ocak.2018
Bağırmayı bırakıp ülkeyi düşünsünler!

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gümüşhane programının ardından gazetemizi ziyaret etti. Ziyaretinde muhabir arkadaşımız Şükran Atalar’a açıklamalarda bulunan Uysal, başta Türkiye gündemi olmak üzere; Türkiye siyaseti, dış ilişkileri, ekonomi ve tarım konularında değerlendirmelerde bulundu. Bu konular üzerinden iktidarın yanlış politikalar izlediği yorumunda bulunan Uysal, iktidarı ve ana muhalefeti eleştiri yağmuruna tuttu.

Fındık fiyatı konusunda, iktidarı eleştiren Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, fındık üreticileri başta olmak üzere tüm üreticilerin küstürüldüğünü ve mevcut fiyatların kabul edilemez olduğunu söyledi. Uysal, iktidarın yanlış politikaları sebebiyle Türkiye’nin ihraç ederken ithalata mahkum edildiğini vurguladı. İşte Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın açıklamaları:

ALLAH GÖREVLENDİRDİ!

“Türkiye’nin can alıcı bir gündemi, yüksek gerilim hattında seyreden, çok ciddi meseleleri var. Tabi üzülerek ifade etmek lazım; meşru siyasetin sınırlarının her zamankinden daha fazla belirginsizleştiği, karşılıklı yüksek gerilim hattında olan bir iktidar ve muhalefet var. Sağduyuyu neredeyse kaybettik. Olağanüstü Hal 17 ayı geçmiş 30. Kanun Hükmünde Kararname çıkartılmış. KHK’ler anayasa ve hukukla bağdaşmıyor. İster istemez endişeye sevk edecek bir durum bu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının fonksiyonelliğinin neredeyse sıfıra yaklaştığı; Türkiye’nin aleyhine olan bir durum var. 16 Nisan referandumundan itibaren devlet tabir edilirken şahıs temelinde yeni bir algı var. Toplumumuza ‘Allah’ın 21. yüzyılda Türkiye’yi yönetmek üzere görevlendirdiği biri var buna neden itiraz ediyorsunuz?’ gibi bir propaganda uygulanmaya çalışılıyor.”

SORUMLUSU İKTİDARDIR

“Türkiye’de bugün ekonomiden başlanarak her sahada olumsuz değişiklikler yaşandı. Hukuk ve demokrasi ekonomilerin temel girdisi olarak nitelendirildi. Şunu da görmüyor değiliz; Türkiye bulunduğumuz noktada her türlü operasyona açık hala getirildi. İktidar bunu beka meselesi olarak sundu. Türkiye üzerindeki bu operasyonların sorumlusu iktidar sahipleridir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin duruş değişikliğinden itibaren Türkiye’de milli ve dini bir hamasi iklimle beraber gerçeklerin konuşulabilirliği azaldı. Makbul vatandaşlık diye bir tanımlama yapıldı bu tanımlamada makbul vatandaşlık kayıtsız şartsız iktidarı desteklemek olarak sayıldı.”

İŞLEMEYEN BİR DEMOKRASİMİZ VAR

“Bugün iktidarın müsaade ettiği kadar hukuka, müsaade ettiği kadar demokrasiye; bir hamasi söylemle beraber sunulanları, demokratik duruşumuzla kabul etme şansımız yok. Çünkü işlemeyen bir demokrasimiz var. Kutuplu siyasetle ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin yedeğini almasıyla beraber, Cumhuriyet Halk Partisini de biraz HDP ve PKK’ya yaslayarak hareket ediyorlar. Türkiye’de bu kutuplaşma bu çatışma diyalektiğinin elbette iktidara kazandırdıkları var. Ama bunun Türkiye’ye bir şey kazandırdığı kanaatinde değilim.”

ORTAK PAYDA OLMALI

“İktidarın söylemlerinde kullandığı üslubu kabul etmiyorum. Türkiye’nin meselelerinde bir ortak payda yakalanmalıdır. İktidar da muhalefette bu tansiyonu yükseltmek yerine düşünmeyi denemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve ailesi hakkında Man Adası belgelerini çıkarınca iktidar cephesi meseleyi başka bir eksene kaydırdı. Türk halkının da reaksiyonel bir yapısı olmadığı için operasyona müsait hale geldi. Türkiye’nin bazı travmaları var dolayısıyla bunlardan kaçınmak lazım. Buna karşın iktidarın Türkiye’nin meramlarıyla ilgilendiğini sanmıyorum. Ahbap çavuş ilişkisiyle kapalı kapılar ardında iktidar çeperinde bir kamp kuruldu ve bu kampta maskeli balo oynanıyor”

HATADAN HAKİKATE VARILMAZ

“Türkiye’de şu anda olumsuz bir atmosfer söz konusu. Artı ve eksileri karşılaştırarak baktığımızda, sevdiğim bir söz vardır: ‘Hatadan hakikate gidilmez’. Pek çok yanlıştan doğruyu bulabilme imkanımız yok. Topluma pazarlanan tarafıyla ‘evet oyu verin demokrasi olsun, milli irade olsun, terör bitsin, darbelerle mücadele yapılsın’ denildi referandum için. Ama fiiliyatta nasıl ki ‘bal bal’ demekle ağız tatlanmazsa mevcut iktidarda da bu sorun var. İktidarda suçüstü yakalanmışlık psikolojisi; hatalarını büyük bir başarıymış gibi pazarlamasıyla sonuçlanıyor.”

FINDIKTAKi iSTiKRARSIZLIĞI KABULLENMEK iMKANSIZ

“Fındık meselesi Karadeniz’in kendine has, siyasetçilerin diline pelesenk olan bir mesele. Devletin istikrarlı bir şekilde piyasayı kontrol edebilmek ve fiyat istikrarı sağlamak için çalışmalı. Üreticinin mağdur edilmemesi, Türkiye’nin topyekün geçim kaynağı olarak fındık konusunda dış ticarete katkı sağlayabilecek üründe bir ağırlık koyamamasını ben kabullenemiyorum şahsen.  Çünkü bunu kabullenmek mümkün değil. Türkiye’de AK Parti iktidarının ardından tarımda ağacı silkelercesine üreticilerin hizmet sektörüne kaydığını görüyoruz. Türkiye birçok tarım ürününde ihracatçı iken ithalatçı konumuna geldi. Hem siyasette hem de diğer sektörlerde paydaşlarla sağlıklı bir politika yok ve ahbap çavuş ilişkilerinin kalıcı çözüm olmadığı görülüyor. Bunun da dışında Tayyip bey bir yanlış yaptı bütün dini örgütlenmelerimizi –birkaçı hariç- siyasi ranta ortak etti. Onları vebale ortak etti. Bu durum da sağlıklı bir gidişat değil.”  

BERRAK BİR PARTİYİZ

“Bu pencereden eleştirel olarak bakıldığında ise biz Demokrat Parti olarak, doğruya doğru; yanlışa yanlış diyebiliyoruz. Berrak bir partiyiz. Manipülasyonlara  dahil olmamaya gayret ediyoruz. Türkiye’nin son 10 yıllık siyaset tarihi operasyonlar dönemi olarak nitelendirilebilir. İktidar kendi lehine, istihbaratın kolluğuyla FETÖ’nün kolluğuyla operasyon yürütüyor. Bu memlekette demokrasinin oksijeni bitmek üzere. Neticede milletimiz de bütün bunlarda iktidarı sorguluyor. Ama devlet bugün bir travma içerisinde. Bu sürecin Türkiye’ye verdiği en büyük zarar, toplumda bir güven kaybının oluşmasıdır. Devlet toplum ilişkileri zarar gördü. Bu güveni yeniden işletecek olan kapsayıcılığın da bünyesinde barındıran siyasal parti olma potansiyelindeyiz.”