Allah Türk ordusuna güç ve sağlam irade versin

09.Ekim.2017

Göktürk alfabesiyle yazılmış armalar TSK tarafından yasaklanmış! Hem de Türk ordusunun bugün 2218 yaşında olduğu Genelkurmayın internet sayfasında övünülerek yazıldığı halde. Çünkü Türk Ordusunun kuruluş tarihi: Milattan Önce 209 yılıdır. Kurucusu: Mete Han’dır. Üstelik yeni ve ciddi bir savaş durumunda olduğumuz bir dönemde bu yapılıyor. Sınırlarımızda İstiklal Marşı’mızın ve kahramanlık türkülerimizin gururla ve heyecanla çalındığı günümüzde... T

abii ki duamız bellidir: “Allah Türk Ordusuna Güç ve Sağlam İrade Versin.” Aklıma büyük fikir adamı ve Türkçü büyüklerimizden olan merhum Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi” adlı iki ciltlik romanı geldi. Bu roman Türk Ordusunda uzun yıllardan beri okutulurdu. Şimdi 126. baskısı yapıldı. Okunması gereken bir kitap olduğunu hatırlatmak istedim. Milli Eğitim Bakanlığı asli görevinin şuurunda ise bu romanı okullarda tavsiye etmelidir.

***

ELİMİZİ VİCDANIMIZA KOYMALIYIZ

10 üniversitemiz araştırma üniversitesi olarak tayin edilmiş. Buna niçin ihtiyaç duyuldu? Bu durumda diğerleri üniversite olmaktan çıkıyor mu? Belli değil! Milli eğitimin belirli ve açık bir hedefi olmalıdır. Her seviyedeki okullarımızda bilgiyi gaye edinen, düşünmeye, sorgulamaya, aramaya, araştırmaya, bulmaya, çözmeye, tahlile, senteze, anlatmaya ve tartışmaya yönelik eğitim programları uygulanmalıdır. Eğitim alan evlatlarımızı siyasi meta olarak görmek onlara yapılacak en büyük düşmanlıktır.

Siyasi amaçlarla, öğrencileri imam hatip okullarına mecbur bırakmaktan vazgeçilmelidir. Artık belli oldu ki imam hatip okullarında verilen eğitim verimsizdir. Bir zamanlar asrın en büyük(!) eğitim programı denilen o meşhur “Fatih Projesi” buharlaştı. Hem çocuklar ziyan oldu hem de 15 milyar TL yok oldu! Türkiye Cumhuriyeti okullarının temel hedefi: “Milli şuur sahibi, fikri hür, vicdanı hür” nesiller yetiştirmektir. Milli eğitime siyasi hedeflerin bulaştırılması gelecek nesilleri yok hükmünde ziyan eder. Devlet için en büyük beka sorunu da bu olur.

***

Eski İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı şunları söylüyor: “İslâm toplumlarını perişan eden ana sorun; ‘hocamız, efendimiz, şeyhimiz, liderimiz, mezhebimiz, ulemamız, büyüklerimiz... ne söylediyse doğrusu odur’ anlayışının zihinlerimiz üzerine karabasan gibi çökmesi, aklımızı, fikrimizi tıkamasıdır.” Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu “kayıt dışı din pazarı” başlıklı yazısında şu tespiti yapıyor: “Halbuki Resul-i Ekrem Efendimiz’den sonra din tamamlanmış, kimseye Allah adına, kutsal adına söz söylemek hakkı ve aracılık yetkisi verilmemiştir. Kayıt dışı dinin belki de üçüncü veçhesini günümüzdeki dini cemaatlerin ve tarikat örgütlenmelerinin kahir ekseriyetini teslim almış olan işte bu nev-zuhur kutsallıklar ve gizemli din dili teşkil etmeye başladı.”

Bardakoğlu Hoca “FETÖ’nün yerini yeni cemaatler doldurur mu?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Bazı kesim ve cemaatler FETÖ’den doğan boşluğu doldurabilmek için siyasetle kamusal alanda yaygın ve kayıtdışı dini eğitimle kendi kapsam alanlarını genişletme hesabı yapıyor olabilir. Öyle zannediyorum ki Diyanetle uğraşmaları da bu yüzden. Dini cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse, kayıtdışılıktan çıkıp şeffat ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.”