19 Mayıs nedir?

19.Mayıs.2017

19 Mayıs: Bundan 98 yıl önce insan olabilmenin, millet olmanın, gerçek manada ümmet sayılmanın hazzını doyasıya yaşayabileceğimiz yeni bir Türk Devleti’nin denizden başlayan yürüyüşünün Samsun’da Anadolu topraklarına sirayet etmesidir. Türk milleti adına görevi üstlenmiş Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde...

BİLMİYORSANIZ; KOYAMAZSINIZ!

Amerika ile olan hasbıhallerde birkaç gündür, bir işaret koyma işidir gidiyor! Kimisi; “nokta koymaktan!” Kimisi; “virgül takmaktan!” Kimisi; “soru sormaktan!” Kimisi; “ünlem sanmaktan” dem vuruyor. * Anlaşılan o ki; sadece kağıt üstündeki yazıda değil, genelde neyin, nereye, nasıl konulacağını pek bilmiyoruz! Bilmediğimiz için de yüzüme gözümüze bulaştırıp, nokta dediğimiz yere virgül, virgülü bulamadığımız yere ünlemi yerleştiriyoruz! Cevap beklerken de, soru işaretini koyuyoruz! Sonuç! Sonuç ortada... Demek ki ben Trabzon’daki son Kitap Fuarı’ndan, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanmış Yazım Kılavuzlarından çok sayıda alarak, boşuna dağıtmamışım! Şimdi, bakıyorum da, “Keşke devlet ve siyaset adamlarına da göndermiş olsaydım” diyerek, yaptığım işteki eksikliğin pişmanlığını duymuyor değilim! Ez cümle; nokta, virgül, soru işareti veya ünlemi ya da hayatın tümünü, “bilmiyorsanız koyamazsınız.” Ya da, “Yanlış yere koyarsınız.”

KÖPEKLER Mİ? İNSANLAR MI?

Önceki gece sahilde yürürken, Allah’ın hayvan familyasından yaratıklarından olan köpeğim Ares’e bir kadının, “Aman aman! Kaçın kaçın! Kapar bizi” demesi o kadar gücüme gitti ki sormayın! Neden mi? Çünkü, gerçekler köpekinsan mukayesesinde o kadar bizim aleyhimize ki... Bir anda insan diye yaratılıp, akıl yetmezmiş gibi bir de vicdan ile donatılan yaratıkların dünyadaki hallerindeki garabet şerit gibi geçti gözümün önünden. Aklımdan geçenleri de söyleyeyim mi? Kadına; “Köpekler mi? İnsanlar mı? Kimler birbirini vuruyor, kırıyor, öldürüyor? Birbirini öldüren insan sayısı köpeklerin neredeyse bin, on bin katı değil mi?” diye sormak geldi içimden. Hatta, “Vicdan köpeklerde mi var, yoksa insanlarda mı? Gelin tartışalım” demek bile aklıma gelmedi değil. Tüm bunları düşünürken Ares, gözümün içine adeta; “Sakın ha! Şunlara bakıp da, ‘köpekleşenler’ var demeyesin. İnsanlara benzetilecek kadar aşağılanacak ne yaptım ki ben” der gibi bakıyordu dersem inanın...

İÇKALE’DE DURUM NE?

Trabzon İçkale’de değişen bir şey yok. “Surlara nasıl gideriz?” sorusuna cevap vermekten cami cemaati namazını kılamıyor! Bakkal dostumuz da, işini yapamıyor. “Günahı, vebali de, kamulaştırmaları yapıldığı halde gerekeni yapmayan kamu görevlilerinin başına” diyorlar.

FINDIĞA ZARAR VERENLERİN BAŞINA...

Adı kalsın! Çünkü, adını yazarsak, O’nun tek amacına hizmet etmiş oluruz! Hangi amacına? Her ne olursa olsun, basında yer alma amacına... Yağmur yağsa “sel süpürdü”, güneş çıksa “yandı bitti kül oldu”, kar yağsa “dondu yok oldu”, sis bastırsa; “çiçekler gelişmedi” diye demeç vermede yarışan Ziraat Odası başkanlarından biri, son olarak ben diyeyim “rüzgârlardan”, onlar desin “fırtınalardan” fındığın çok ama pek çok etkilendiğini iddia ettikten sonra eklemiş: “Zararı tespit ediyoruz.” Zararın doğru teşhis edilmesi ve gerçekçi sonuç için benden bir tavsiye: “Fırtına yerine kendinizi yazın!”