15 Temmuz’da neler yazmışız?

16.Temmuz.2017

Bir yıl önce, 15 Temmuz’da neler yazmışız?

Önceki gün, temeldeki düşüncelerini kimi zaman “medeniyetler ittifakı”, kimi zaman “dinler arası diyalog” teraneleri ile dolduran, Haçlı ordusunun gizli misyonerlerinin, lejyonelerliğe de soyunarak, teşebbüs ettikleri hain darbe teşebbüsünün şeytanla işbirliği yapılarak dini bir kisveye nasıl büründürüldüğüne yıllar önceki tespitlerimizle dikkat çekmiştik. Bugün ise, 15 Temmuz 2016 tarihine kara bir sayfa olarak kayıt edilen ihanetin 2 gün sonrasında dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun televizyon kanalında yaptığı açıklamaları konu edip, 18 Temmuz 2016’da kaleme aldığımız yazıdan paylaşımlar yapacağız. İşte bir yıl önceki yazdıklarımızdan:

ŞEYTANIN ADRESİ; TEK SÜLEYMAN SOYLU’DAN...

“Tüm bu darbelerin arkasında Amerika vardır.” Trabzonlu, Trabzon Milletvekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, ama kendi tanımıyla “Sadece bu vatanın bir evladı” olan Süleyman Soylu aynen böyle dedi. Evirmedi-kıvırmadı! Evelemedi-gevelemedi!

Soruları yönelten Habertürk TV spikeri afallasa da, Sayın Soylu, “Dahası var” diyerek devam etti: -“Türkiye’deki bütün bu oyunların terörün, Suriye’nin, Irak’ta, bugün olup bitenlerin arkasında Amerika’nın kendi hevesleri var.”

Söz konusu can acıtan gerçekler olunca, bunların kimisine bizatihi şahitlik yapmış, kimisini atasından babasından dinlemiş, kimilerini tarihin kayıtlarından tetkik etmiş, yine kendi tarifiyle “Aklımla dalga geçmeyen bir adamım” diyen Süleyman Soylu’nun detaya gerek duymayan şu tespitleri de doğru değil mi?

-“1960 ihtilâlinin arkasında kim vardı? 1980’de kim vardı? Bugünün arkasında kim var? Fethullah Gülen’in teslim etmediği sürece Amerika var.” Sonra kendi kendine de sorar gibi? “Niye?” diyor ve “Oysa biz Amerika’ya dostluğun dışında hiçbir şey yapmadık ki!” demeyi  de, içimizi acıtsa bile eksik bırakmıyor. Ben de “dahası” diyerek, Büyük Ortadoğu Projesi hesabına ABD’nin en büyük destekçisi nasıl olabildiğimizi de hatırlayınca, inanın aklımın acısına bile tahammül etmekte güçlük çekiyorum!

Bazen düşünüyorum da, acaba diyorum; Süleyman Soylu’nun “dostluk” dediği, geçmişten bugüne sirayet ettirdiğimiz Türkiye’nin hareket tarzı mı acaba Amerika’yı bir türlü heveslerinden vazgeçirmeyen! 1960’yı da, 1980’i de yaptıranların bal gibi ortada olduğu gerçeğine rağmen, “Bugün bir avuç çapulcu çetesi de bunları yapmak için kimden güç alıyor?” diye, bu toprakların evladı olan Süleyman Soylu’nun açık açık sormasında zerre kadar yanlış var mıdır? Ya da bu sorulara, O’nun deyimi ile “Mezara gittikten sonra mı” cevap aranmalı idi?

Kimse çıkıp da, “Olayların sıcaklığı devam ettiği için Süleyman Soylu böyle konuştu. Heyecanına kapıldı” falan gibi gevelemesin... Bunlar; sadece bu ülkeyi idare edenlerin değil, bu topraklarda yaşayanların bile büyük bölümünün bildiği acı gerçeklerdir. Ama ne hazindir ki, ne yazıktır ki, bu gerçekleri “Büyük şeytandan, fani dünyada yaşama adına korktukları (!)” için söyleyebilenler maalesef çok azdır.

Bir yıl önce bunları yazmışız. Kıssadan hisse, bir yıl öncesinden bugüne sirayet edenlerle ilgili bir gerçeği dile getirecek olursak, Süleyman Soylu’nun aksine o günlerde köşelere saklananlar, “durum nereye varır” diye pusuda bekleyen cesaretsizler, şimdi öylesine hamasetle nutuk çekiyorlar ki?