Fındık sadece fındık değildir

09.Ekim.2017

Fındık sözcüğü, Antik Çağ’da Karadeniz'in adı olan "Pont Exinus"tan türetilen "pontik" sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa "Pontos cevizi" denildiğinide herkes tarafından bilinmektedir. Fındık sözcüğü Farsçası "fonduk", Arapçası "bunduk", Latincesi "nux", Almancası "haselnuss", Fransızcası "noisette", İngilizcesi "hazelnut", Rumcası "leptokarion", Ermenicesi "kalin", Tatarcası "çitlevük", eski Yunancası "funduki", İtalyancası "nocciola", İspanyolcası "avellana", Portekizcesi "avella", Romencesi ise "aluna"dır. Fındık kültürünün Türkler arasında yayılmasının üç devre içerisinde olduğu tarihçiler tarafından bildirilmektedir. Birinci devre, Türklerin Orta Asya'da oldukları devredir, orada fındığa "kosık" ya da "kosuk" denilmekteydi.

İkinci devre, Batı Türklerinin fındık için "çetlevük" sözünü kullandıkları bir dönemdi. Üçüncü devre ise, Anadolu Türkleri fındığı Arap etkisi ile "bunduk" daha sonra değiştirerek "fındık" şeklinde isimlendirmişlerdir. Geçmiş ve Ortaçağ kaynaklarına göre, fındığın anavatanı hakkında birçok yazar, tabiat bilgini ve tarihçi değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Arkeolojik kazılar M.Ö. 10000’li yıllarda fındığın mezolitik diyetlerin bir parçası olduğunu kanıtlamışlardır.

Çin yazılı kaynaklarına göre M.Ö. 2838 yıllarında Çin'de yetiştiriciliğinin yapıldığı ifade edilen fındığın Tanrı'nın insanlara ihsan eylediği beş kutsal meyveden birisi olduğu gerçeğidir. Buraya kadar bakıldığında bile fındığı bu kadar önemli bir ürün olduğunun tarihsel bir kanıtıdır. Dünyada tek lideri olduğumuz bu ürün için rekolte ve fiyattan başka ne yapıyoruz? Hiç! Onun ömrünü uzatmak, ileriki nesillere doğal hali ile bırakabilmek için ülke olarak hangi çalışmaları yaptık?

Bakınız kendi kıymetli ürünlerimiz konusunda kendimiz değil fındık tekelci diye suçladığımız bir firma ülkemizdeki bu doğal fındık ağaçlarımızın yok olduğunu ve veriminin düştüğünü gördüğü için ülkemin, devletimizin yapması gerekeni başlatmış. Türkiye’de 8 milyon kişiyi ilgilendiren fındık 'fiyat' tartışmalarını aşamazken bu firma Türkiye’de başlattığı Değerli Tarım Projesi ile köy kahvelerinin önünde ilaçlama makineleri tanıtıyor, Karadeniz’in yol boyu hattında 55 ayrı noktada kurduğu örnek bahçeler ile bir model yaratıyor.

Değerli Tarım Projesi ile 34 bin üreticiye bilgi aktarımı yapıyor, bunu yaparken de şu açıklamayı yapıyor: “Araştırdık ama maalesef Türkiye’de tek bir fındık uzmanı ziraat mühendisi bulamadık. Biz de ziraat fakültesi mezunu 55 genci istihdam ettik ve yetiştiriyoruz.” Hatta Değerli Tarım Projesi 5 yıl önce başlatmış olduğumuz proje kapsamında şimdiye kadar 35 milyon TL harcama yaptık, önümüzdeki 5 yıl içinde bütçesini 120 milyon TL çıkartarak bu uygulamalar sayesinde çiftçinin 2 yılda yüzde 50’ye yakın verim artışı yakalayabildiğini ortaya koymuş olacağız.

Hatta tüm Karadeniz Bölgesi’nde 34 bin çiftçi ile iletişime geçtiklerini, ayrıca onlara gübreleme, budama, ilaçlama, kurutma eğitimleri verdiklerini açıklıyorlar. Bölgede ise 55 tane model bahçe kurarak en iyi uygulamaları birebir göstermişler. Bunları yapmaya çalışanlar geçmiş dönem tıpkı Kocaeli Üniversitesinin başlattığı bir projeyi aklıma getirdi. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bitkileri korumak için Türkiye'de çeşitli tohum bankaları kurulmuş ama buralardaki saklama süreleri bazı türler için sınırlı olmuş. Kriyo bankasının en önemli özelliklerinden biri saklama süresinin sınırsız olması.

Özellikle dehidratasyon oldukça hassas olan tohumları kriyo bankasında eksi 196 santigrat derecede saklama gerçekleştirildiği ve kriyobiyolojide metabolizmanın tamamen bu sıcaklıkta durduğu kabul edildiği için teorik olarak sonsuza kadar saklayabiliyoruz. Şu anda sakladığımız tohumların ya da bitkisel parçaların 50 sene sonra, 100 sene sonra ya da 200 sene sonra çıkartıldıklarında aynı özellikte olmaları ve aynı kaliteye sahip olmalarını anlatıyordu.

Hatta Bolu'daki bitkilerle ilgili de bir gen bankası oluşturmaya çalıştırılması ve Bolu'ya has bir dağ fındığını yaşatmak için o dönemlerde bir çalışma yapılmıştır. Bütün bunların yapılmasını güzel ülkemin yetkilileri neden akıl etmez açıkçası anlamış değilim. Neden tarihi öneme sahip bu bitkileri koruma altına alamıyoruz da başka ülke insanlarından bekliyoruz bunu anlatacak istedim.