Kentlerden yaylalara, dönüşüm hikayesi!

13.Ekim.2017

O kadar müsrif bir toplum haline getirildik ki, eskiyi iyileştirmek, kullanılabilir hale getirmek yerine, yıkan ve yok eden bir anlayışı, topluma hizmet zannediyoruz. Açıkçası bunları gördükçe, nenemin yırtık çoraplarımızı yama yaparak giyilir hale getirmesinin ne büyük hizmet olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. MESELE, yok ederek değil, eldekini değerlendirip, onararak gelişmeye hizmet etmek.

Değerli okurlarım, KENTLER insanların sadece kendilerine yaşam alanı olarak oluşturdukları birimler değillerdir. İnsanlar kentleriyle büyür ve gelişir. Kent aydınlığı ve kültürü kişilerin ufkuna ve gelişimine katkı sağlar. Bu yüzden de kent hafızası, kültür ve sanat alanları çok önemlidir. Bu alanlar özenle korunurken, aynı zamanda renklendirip büyütülmelidir. Ki, kentlilik ancak bu ayrıcalıkla ortaya çıkar.

Elbette kentler büyürken yapısal bozulmalar meydana gelebilir, eskiyebilir, yapılar zamanla nüfus yoğunluğunu taşıyamaz hale gelebilirler. Lakin bunun karşılığı sadece, yıkmak ve yeniden yapmak olmamalıdır. KENTİ olduğundan başka bir biçime sokmanın, özgün yapısının değişmesine sebep olacak yapılaşmalara izin vermenin neresi övünülecek bir hizmet? Sosyal, kültürel ve ekonomik katkısı olmayan “yık-yap projelerinin” neresi kentlinin yararına olabilir ki? RANTın peşine takılan yöneticilerin kontrolünden çıkan bir kent yapılaşmasından söz ediyorum.

YERLİ, planlı ve kendi yönetebildiği bir değişimi gerçekleştirmekten aciz yöneticiler mevcut durumdan daha yaşanabilir, ekonomik ve sosyo - kültürel açıdan daha verimli bir kent oluşturabilir mi? “Kentsel Dönüşüm” neticesinde (sözde sağlıklı, kaliteli ve dengeli bir çevre amacıyla) ortaya çıkan yeni KENT resimlerinde görünüyor ki, “PROJE” başka kirliliklerin ve çarpık yapılaşmaların ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu da en çok kent tarihine, sosyal yapısına ve görüntüsüne zarar veriliyor. Dönüşümü sadece inşaat, yıkıp yapmak olarak projelendirenlerin, kent kimliklerinin öyle üç beş yılda ortaya çıkmadığını, her tuğlanın, her ağacın, her alanın bir anısı, bir sosyal kimliği olduğunu bilmesi gerekir.

Bu kimlik yok edilince de işte böyle ortaya, insanına yabancı kentler çıkmakta. Bugün aynı hatırlatmayı YAYLALARIMIZ için yapmak istiyorum. Korkum ve endişem “Kentsel dönüşüm” adı altında yapılan rant pazarlıklarının YAYLALARIMIZ için de yapılıyor olması. Özellikle KARADENİZLİLERİN her fırsatta kendi oldukları ve kendilerini buldukları alanların (köylerin ve yaylaların) özgünlüğüne zarar verecek her türlü projeye şüpheyle bakmak durumundayız.

YAYLALARIN yerli dokusunun bozulmaması, insanları birleştiren, kaynaştıran geleneklerine zarar verilmemesi için, DÖNÜŞÜM PROJELERİNİN mutlaka, yerli halkın ve köylünün onayı ile ve el birliği içinde sürdürülmesi gerekir. Yaylaların doğal yapısını ve geleneğini ancak bu şekilde koruyabilir ve yaşatabiliriz. TRABZON halkını bu konuda daha duyarlı olmaya, YAYLALARINA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUM.