Bir Sümela kaç dönme dolap eder?

09.Eylül.2017

Çok sevdiğim, bakmak ve görmek arasındaki farkı olabildiğince güzel anlattığını düşündüğüm bir hikayedir; Yaz tatilinde Almanya'dan köyüne ziyarete gelen Dursun'un, çocukluk arkadaşı Temel ile ormana gidip ona “Temel, şu güzelliği görüyor musun?” diye sormasıyla, Temel'in “Her yer ağaç, ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum!” cevabını vermesi... Bazen sürekli içinde yaşıyor olduğumuzdan, bazen de sahip olduğumuz paradigmalardan dolayı ciddi bir bakar körlük yaşayabiliyoruz. Bunun sahip olduğumuz potansiyelin farkına varamama ya da ondan faydalanma konusunda ciddi sorunlar yaşamak gibi sonuçları olsa da, çoğunlukla bunun da farkına varamıyoruz.

Ülke olarak en çok övündüğümüz konulardan birisi de hiç şüphe yok ki zengin tarihimiz ve kültürel zenginliğimiz. Ve yine hiç şüphe yok ki, en önemli markalarımızdan biri de Sümela Manastırı. Yılda yaklaşık 400-500 bin kişinin ziyaret ettiği bu eşsiz yapı, aynı zamanda önemli bir dini mekanı ifade ediyor. Peki bu markadan olması gerektiği gibi bir katma değer sağlıyor muyuz? Bu soruyu aklıma getiren ilk olay, bir Londra ziyaretimde, Thames Nehri'nin üzerinde, Londra'nın en tarihi bölgelerinden birine yapılan devasa bir dönme dolap olan London Eye'ı görmekti.

2000 yılından beri var olan bu dönme dolap, yılda ortalama 3,5 milyon ziyaretçiye Londra'yı farklı bir açıdan göstererek, ülkeye 115 milyon liralık bir yıllık gelir sağlıyor. Bu soruyu aklıma getiren ikinci olay ise, ABD'de Teksas'ın başkenti Austin'de bir köprünün üzerinden geçerken fark ettiğim kalabalığa ne yaptıklarını sorduğumda aldığım “Yarasaları bekliyoruz” cevabıydı. Kent merkezindeki tarihi bir köprü 1980 yılında güçlendirilince, kullanılan beton bloklar arasında kalan boşluklara yaklaşık 1,5 milyon yarasa yerleşmişti! Her gün belli saatlerde avlanmaya çıkan yarasaların gökyüzünde oluşturduğu bulut binlerce insanı kente çekiyordu. Doğru bir pazarlama tekniği ile şehrin yeni simgesi olan yarasalar, kentin yılda yaklaşık olarak 30 milyon TL kazanmasını sağlayan önemli bir kaynak haline gelmişti.

Bu iki kentin, 1600 yıllık Sümela ile karşılaştırılınca daha dün sayılabilecek zamanlarda oluşturdukları bu değerlerden yola çıkarak, eşsiz Sümela'nın bize getirisinin ne olduğunu merak ettim. Ulaştığım son giriş bedeli olan 25 TL ile 400 bin kişilik ziyaretçi sayısını çarpınca da karşıma 10 milyon TL gibi bir rakam çıktı. Sümela gibi eşsiz bir değerden kazandığımız paranın, bir dönme dolaptan kazanılan paranın yüzde onundan bile az, havada iki tur atıp gözden kaybolan yarasaların kazandırdığı paradan ise üç kat az oluşu bazı konular üzerinde daha kapsamlı düşünmemiz gerektiğinin ispatı gibi. Dünya neye sahip olduğumuzla değil, neyi nasıl pazarladığımızla ilgileniyor. Kaşgarlı Mahmut'un 10. yüzyılda değindiği yoğurt, bugün Japonya'da “Bulgar yoğurdu”, Amerika'da “Yunan yoğurdu” olarak satılıyorsa kabahat en çok bizde!