Aşure kasesi

07.Ekim.2017

Muharrem ayına girdiğimiz bugünlerde çocukluğum geliyor aklıma. Hani hepimizin çocukluktan itibaren duyduğumuz “Aşure yapmak berekettir”, “Aşure dağıtmak sevaptır” gibi cümleler... Aşurenin dini bir boyutu olduğu muhakkak. Ama ben bu boyutundan çok sosyal yönünü önemsiyorum. Şehir hayatının koşturmacasına kendimizi kaptırdığımız bir zamanda, belki de sadece günaydınlaştığımız bir komşumuz elinde kâse kapımızı çalıyor. Aşure bahanesiyle sadece günaydından ibaret olan iletişim belki de farklı ve güzel bir diyaloğa dönüşebilir. Birbirimize yabancılaştığımız bir dünya düzeninde sıcak, içten, samimi bir dostluğun başlangıcı bile olabilir bu.

Zaten internet, sosyal medya derken gitgide yalnızlaşan biz insanların elinde diyalog aracı olarak görülebilecek çok da bir şey kalmadı. Bu nedenle bu tür geleneklerimize daha sıkı tutunarak gelecek kuşaklara aktarmalıyız diye düşünüyorum. Son yıllarda özellikle belediyelerin “Aşure Etkinliği” olarak tertiplediği organizasyonlar bu geleneğimizi yaşatmak için önemli olsa da, asıl sahiplenmesi gerekenlerin hane halkları olduğunu düşünüyorum. Bırakalım da aşure kokusu evlerimizin mutfaklarında tütsün. Aşure kâseleri kapı kapı dolaşıp sevginin, muhabbetin daveti olsun.

Ha, bu arada kâse demişken o bile şekil değiştirdi günümüzde. Eskiden aşure pişirince kase, tabak v.s. evde ne varsa kullanılırdı. Ama şimdi dağıtacağımız aşureleri kullan-at kâselerle dağıtıyoruz. Evde ikram edilecek olanlar da süslü, çeşit çeşit kâselere servis yapılıyor. O bile şekil değiştirdi günümüzde. Oysa, o kâselerin bir de dönüşü vardı eskiden. Naif bir nezaketle, asla boş gönderilmeyen... Muharrem ayınız mübarek olsun...